Sorularla İslamX. KÜLTÜR VE MEDENİYET

Doğum, ölüm, evlilik yıldönümü vs. özel günlerin kutlanması, tebrik edilmesi, yılbaşı kutlamaları, başka din mensuplarından birisinin tebrik edilmesi veya kutlama meclisinde bulunulması câiz midir?

Cevap
Müslüman gelenekte Hz. Peygamber (s.a.s.)’in mevlidi dışında herhangi birinin yaş gününü kutlama gibi bir uygulama bulunmamaktadır. Doğum günü kutlamaları esas itibariyle Batı kültürünün bir ürünüdür. İçinde bulunduğumuz asra kadar Batı’ya özgü bu tür kutlamalar Müslümanlar arasında görülmemiştir. Ancak yaşadığımız küresel dünyada doğum günü kutlamaları belli bir kültüre ve topluma özgü olmaktan çıkmış ve neredeyse evrenselleşmiştir. Baskın kültürlerin etkisi neticesinde bu tür kutlamalar artık Müslümanlar arasında da uygulanmaya başlamıştır. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in sünnetinde yer alan “ötekine muhalefet etme” [449] ve “başka bir kavme benzememe” [450] hassasiyeti dikkate alındığında Müslümanların başka bir milleti ve kültürünü taklit etmeleri, onlara benzemeleri, onların izinden gitmeleri tasvip edilemez. [451] Ancak bu tür etkinlikler geride bırakılan günlerin ve bu günlerde yaşanan nimetlerin hatırlanmasına, Allah’ın rızasına uygun bir hayat yaşama plan ve iradesinin gerçekleştirilmesine vesile kılınması halinde faydalı hale dönüştürülebilir. Bu itibarla, İslam’ın temel inanç ve ahlak esasları ile toplumun genel örfünün gözetilmesi, İslam’ın haram kıldığı israf, içki, kumar, kadın ve erkeklerin mahremiyet kurallarına riayet etmemesi gibi şeylerden uzak durmak kaydı ile doğum günü, evlilik yıldönümü vs. kutlaması için toplanmakta ve bu münasebetle hediyeleşmekte bir sakınca yoktur. Toplumumuzda ve diğer Müslüman toplumlarda “yılbaşı kutlaması” adı altında düzenlenen eğlence toplantıları İslami kültür ve geleneğe dair bir temele sahip değildir. Bu bakımdan Hristiyan olmayan ülkelerde yılbaşı kutlamaları Batı’nın körü körüne taklit edilmesinin veya Hristiyan Batı’nın kültür ihracının bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Ülkemizde öteden beri yılbaşı kutlamalarıyla ilgili olarak yapılan tenkitler ve gösterilen hassasiyet de buradan kaynaklanır. Yoksa hicrî yılbaşı da mîladi yılbaşı da birbirlerine dinî yönden üstünlükleri bulunmayan ve zaman ölçmede esas alınan iki ayrı başlangıç noktasıdır. Hatta Müslümanların Hz. Peygamber (s.a.s.)’in hicretini esas alan hicrî takvim yerine Hz. İsa’nın doğumunu esas alan miladi takvimi kullanması ve yeni yılın başlaması sebebiyle tebrikleşip birbirlerine iyi dileklerini ifade etmeleri tek başına ele alındığında sakıncasız görülebilir. İslam’daki bazı hükümler açısından ayların ve yılların kameri, yani ayın hareketlerini esas alan takvimle hesaplanmasının önem taşıyor olması ile bu konunun birbirine karıştırılmaması gerekir. Ancak Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Müslümanlara diğer dinî topluluklara göre farklı bir kimlik bilinci ve kültür değerleri manzumesi kazandırmak için gayret ettiği, bu uğurda saç-sakal, kılık-kıyafet, yeme-içme adabı da dâhil pek çok konuda tavsiyede bulunduğu düşünülürse, yılbaşı kutlamalarının, sıradan bir kutlama olarak algılanması ve tabii karşılanması mümkün olmaz. Aksine Müslüman toplumlarda kültürel tahribata, kimlik bunalımına yol açtığı, yeni yetişen kuşakları kendi öz değerlerinden ve geleneklerinden koparıp Batı’nın önce hayat tarzına alıştırıp, sonra değer ve inanç esaslarına sıcak bakmaya ve giderek onları benimsemeye götürdüğü dikkate alınırsa, yılbaşı kutlaması, Noel ağacı süslemesi, Noel babanın hediye bırakması gibi âdetlerin terk edilerek kendi kültür ve değerlerimizden kaynaklanan alternatif program ve faaliyetlerin yerleşmesine çalışmanın önemi ortaya çıkar. Özellikle yılbaşı kutlamalarında yapılan israf, mahremiyet kurallarına riayetsizlik, kumar, içki vd. İslam’a aykırı davranışlar göz önünde bulundurulursa, Müslümanların bu şekilde yılbaşı kutlaması caiz değildir.