Sorularla İslamII. HZ. PEYGAMBER (S.A.S.), SAHABE, SÜNNET VE BİD’AT

Bid’at ne demektir, kaça ayrılır? Bid’atin iyisi, kötüsü olur mu?

Cevap
Bid’at, asr-ı saadetten sonra ortaya çıkan, şer’î bîr delile dayanmayan inanç, ibadet, fikir ve davranışlar hakkında kullanılan bir terim olup, “daha önce benzeri bulunmayıp sonradan ortaya çıkan (muhdes) şey” anlamına gelir. Bid’at biri geniş, diğeri dar kapsamlı olmak üzere iki şekilde tarif edilmiştir. Geniş kapsamlı tarife göre bid’at, Hz. Peygamber (s.a.s.)’den sonra ortaya çıkan her şeydir. Bid’atın sözlük anlamından hareketle yapılan bu tarife göre, dinî mahiyette görülen amel ve davranışlardan başka günlük hayatla ilgili olarak sonradan ortaya çıkan yeni fikirler, uygulama ve âdetler de bid’at sayılmıştır. Başta İmam Şafiî olmak üzere Nevevî, İzzeddin b. Abdüsselâm, Mâlikîler’den Şehâbeddin el-Karâfi, Zürkânî, Hanefîler’den İbn Âbidin, Hanbelîler’den Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî, Zâhirîler’den İbn Hazm bid’atı bu şekilde kabul edenlerdendir. Bu tarifi benimseyen âlimler, görüşlerini Hz. Peygamber (s.a.s.) ve sahabilerden nakledilen bazı rivayetlere dayandırmaktadırlar. Mesela bir rivayette Resûl-i Ekrem, İslam’da güzel bir çığır (sünnet-i hasene) açana, o çığıra uyanlar bulunduğu sürece sevap verileceğini, kötü bir çığır (sünnet-i seyyie) açana da aynı şekilde günah yazılacağını ifade etmiş [211] , Hz. Ömer de teravih namazını topluca kılanları görünce, “Bu ne güzel bir bid’attır.” demiştir. [212] Bid’atı sonradan ortaya çıkan her şeyi içine alacak şekilde geniş kapsamlı olarak kabul eden âlimler, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in bid’ati reddeden hadisleriyle her devirde günlük hayata girmesi zorunlu bulunan yenilikleri bağdaştırmanın yegâne yolu olarak onu, yapılmasında mahzur bulunmayan “iyi bid’at” (bid’at-ı hasene, bid’at-ı mahmude, bid’at-ı hüdâ) ile yapılması yasaklanan “kötü bid’at” (bid’at-ı seyyie, bid’at-ı mezmûme, bid’at-ı dalâl) diye ikiye ayırmayı uygun bulmuşlardır. Kur’an’ı bir mushafta toplamak, teravih namazını cemaatle kılmak, minare ve medrese inşa etmek iyi bid’ata, kabirlerin üzerine türbe yapmak ve buralara mum dikmek de kötü bid’ata örnek olarak gösterilebilir. Bu anlayışa göre hadislerde reddedilen kötü bid’attır. Bid’atı dar kapsamlı olarak anlayanlar ise onu, “Hz. Peygamber (s.a.s.)’den sonra ortaya çıkan ve dinle ilgili olup ilave veya eksiltme özelliği taşıyan her şey” diye tarif etmişlerdir. Bu görüşü benimseyenlere göre dinle ilgisi ve dinî mahiyeti bulunmayan şeyler bid’at sayılmaz; bu bakımdan örf ve âdet türünden olan davranışlar bid’at kavramının dışında kalır. Dar kapsamlı bid’at anlayışına sahip olanlar görüşlerine mesnet olarak, “İşlerin en kötüsü sonradan ihdas edilenlerdir.”; “Sonradan ihdas edilen her şey bid’attır.” ve “Her bid’at dalalettir.” [213] mealindeki hadislerin genel ifadelerini esas almışlardır. Bunlar diğer grubun dayandığı hadisleri de kendi görüşleriyle bağdaşacak şekilde yoruma tâbi tutmuşlardır. Mesela yukarıda söz konusu edilen hadis, “Kim İslam’da güzel bir çığır (sünnet-i hasene) açarsa” anlamında değil, “Kim İslam’da güzel bir çığırı (sünneti) ihya ederse” anlamındadır. Hz. Ömer’in teravih namazının cemaatle kılınması için söylediği “ne güzel bir bid’at” sözündeki “bid’at” da terim anlamında değil sözlük anlamında kullanılmıştır. Bid’at konusundaki görüşleri ve bu alana tahsis ettiği el-İ’tisâm adlı eseriyle dikkati çeken Şâtıbî, bid’atı “sonradan ortaya konan dinî görünümlü yol” olarak tarif etmiştir ki, ona göre kişiler bu yola Allah’a daha çok kulluk etmeyi istedikleri için girerler. Dinî görünümlü olmayan, dinî telakki edilmeyen hususlar bid’at sayılmaz. Mesela bir kimsenin helal olan bir şeyi kendisine yasaklaması bid’at değildir; ancak bu yasaklamayı dindarlık vesilesi sayması bid’attır. Bu bakımdan bid’atın iyi veya kötü diye nitelendirilmesi isabetli olmaz, daha doğrusu bid’atın iyi olması söz konusu değildir; çünkü iyi bid’at denilenler esasında bid’at olmayan şeylerdir. Diğer taraftan Sünnî kelamcılar “ehl-i bid’at” tabiriyle Rasûlullah ile ashap cemaatinin akaid alanında takip ettiği yolun (sünnet) dışında kalan Mu’tezile, Şîa, Hâricîler, Kaderiyye, Cebriyye gibi mezhep sahiplerini kastederler. Bid’atla mücadele konusunda İslam âlimlerinin bir kısmı fitneye sebep olabileceği endişesiyle müsamahalı davranmayı uygun bulurken, genellikle ilk selef âlimleri, özellikle de Hanbelî gruplar ve İbn Teymiyye bid’atlara karşı sert bir tutum sergilemişlerdir. İbn Teymiyye, yaşadığı asrı Sünnet’ten uzaklaşan ve bid’atlara dalan bir çağ olarak nitelendirmekte ve bid’atlarla en sert şekilde mücadele etmenin gerektiğine inanmaktadır. Vehhâbilik hareketinin bid’atlarla mücadele konusunda İbn Teymiyye’nin katılığını daha da arttırdığını söylemek mümkündür. Ancak bu katı tutum bir taraftan bid’atla mücadele alanında başka bir aşırılığı gündeme getirmiş, diğer taraftan Müslümanları Sünnet çerçevesinde birleştirmek yerine bid’atçıların kendi mezheplerine olan taassuplarını körüklemiştir. İslam âlimlerinin çoğunluğu, bid’atla mutlaka mücadele edilmesinin lüzumuna inanmakla birlikte bu mücadelede katılığa başvurmayıp, çeşitli ikna yollarıyla bid’atların ortadan kaldırılmasını uygun bulmuşlardır. [214] MEZHEPLER