KADERE VE KAZAYA İMAN

4 konu

Kader, Cenâb-ı Hakk'ın ezelden ebede kadar olmuş ve olacak her şeyin oluş zamanını, yerini ve özelliklerini ezelden bilmesi ve takdir etmesidir. Kazâ ise, zamanı gelince ezelî ilmine uygun olarak olayları yaratmasıdır. Kader ilim ve irâde sıfatının tecellisi, kaza da tekvîn sıfatının eseridir. Her şey bir plân ve programa göre yaratılmaktadır.

Hayrı da, şerri de yaratan Allah'tır. Hayırlar küllî ve asıl, şerler ise cüz'îdir. Şerrin yaratılması, 'her şey zıddıyla bilinir' kaidesiyle hayrın güzelliğinin ortaya çıkması içindir. Meselâ hastalık olmasa sıhhatin, karanlık olmasa ışığın, kötülük olmasa iyiliğin kıymeti anlaşılamazdı. Cüz'î şerler yaratılmasa idi, pek çok hayırlar vücuda gelemezdi.

İnsan bencil ve yüzeysel olduğu için menfaatine aykırı her hâdiseye şer hükmünü verebilmektedir. Mühim bir iş için uçağı kaçırmak ilk bakışta şerdir; ancak uçağın kaza yapması durumunda bu hayra dönüşür. Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın dediği gibi: 'Hak şerleri hayreyler / Zannetme ki gayreyler / Ârif anı seyreyler / Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler...'

Kur’an’da kaderin Allah tarafından programlandığını ifade eden birçok âyet vardır: * “Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) yazılmış olmasın...” (Hadid 22-23). * “... O’nun katında her şey bir ölçü (miktar) iledir.” (Ra’d 8). * “Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık” (Kamer 49). * “De ki: Bizim başımıza ancak, Allah’ın bizim için yazdığı şeyler gelir...” (Tevbe 51).

Peygamber Efendimiz, Cibril hadisinde kadere inanmayı iman esasları arasında saymıştır: “İman; Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, hayır ve şerriyle kadere inanmandır.” Ayrıca kaderin ilahi bir sır oluşu nedeniyle ashabını bu konuda tartışmaktan men ederek şöyle buyurmuştur: “Sizden önceki ümmetler bu tür tartışmalara başladıkları zaman helak olmuşlardır.” (Tirmizî, Kadir 1).

Kur’an ayetleri ve hadisler incelendiğinde insanın Allah tarafından belirlenen bir kadere bağlı olduğu, fakat insanların da kaderin kaza olarak tecelli etmesinde irade ve tercihleriyle önemli roller üstlendikleri anlaşılmaktadır. Peygamberimiz, kendi davranışlarındaki sorumluluğunu inkâr etmek için kaderi bahane edenleri (Hz. Ali'nin teheccüd cevabında olduğu gibi) uyarmış, insanların yaptıklarından sorumlu olduklarını ortaya koymuştur.

Allah Teâlâ bizim yapacağımız iyi-kötü bütün hareketlerimizi bilir ve yaratır. Ancak bu durum bizim mes'ûliyetten kurtulmamızı gerektirmez. Zira Allah insana hayır ile şerri ayırt edip tercih etme hürriyetini (cüz-i irade) vermiştir. İnsan bu kabiliyetiyle neyi seçerse Allah onu yaratır. Kulun fiillerinde şerri yaratan Allah'tır; fakat onu isteyen ve kesbeden insandır. Bu sebeble mes'uliyet insana aittir.

Allah'ın bir şeyi ezelde bilmesinin kul üzerinde zorlayıcı bir etkisi yoktur. Ay tutulmasını önceden bilmemiz, ayın biz bildiğimiz için tutulduğu anlamına gelmez. Benzer şekilde Allah da kulun iradesini hangi yönde kullanacağını önceden bilir ve zamanı gelince o yönde yaratır. Allah bildiği için kul o işi yapmaz; kul yapacağı için Allah onu ezelde bilmiştir.

Kader nefsi gururdan ve kibirden kurtarmak ("Yapan sen değilsin, Allah'tır"); cüz-i ihtiyarî (irade) de sorumluluktan kaçmaya fırsat vermemek ("İstek ve iradenle yapıyorsun, o halde mes'ulsün") için iman esasları arasına girmiştir. İnsanın sorumluluktan kaçmak için kadere yapışması veya iyilikleriyle gururlanmak için iradesine sarılması bu inancın hikmetine aykırıdır.

İnsanın elindeki iradeye 'cüzî irade', Allah'ın yaratma kuvvetine ise 'küllî irade' denir. Kâinatta olup biten her şeyi Allah yaratır: 'Sizi de işinizi de Allah yarattı...' (Saffat 96). Ancak bu işlerde size ait bir husus vardır ki, o da kesb (kazanma) ve işlemektir. Bu, dev bir elektrik şebekesinin düğmesine dokunmak gibi basit ama mesuliyet getiren bir sebeptir.

Caminin içindeki elektrik mekanizmasını Allah kurmuş ve nuruyla aydınlatmaktadır. İnsanın müdahalesi ise sadece o düğmeye dokunmaktır. Işığı yaratan Allah'tır; ancak o düğmeye basan siz olduğunuz için iş tamamen size ait değilse de müdahaleniz yok denemez. Allah, insanın bu küçük mübâşeretini (dokunmasını) bir şart kabul ederek yaratacağı şeyleri onun üzerine bina eder.

Bediüzzaman Hazretleri der ki: Bir çocuğun isteğiyle onu kucağına alıp istediği yere götürsen ve o orada hastalanıp 'Beni niye buraya getirdin?' dese, ona 'Sen istedin!' dersin. Burada çocuğu oraya götüren sensin, hastalığı veren Allah'tır; ancak çocuğun talebi (iradesi) inkar edilemez. Biz de kadere ve insan iradesine bu anlayışla bakarız: Hastalığı verenle oraya götüren ve bu işi talep eden birbirinden ayrılmış olur.