AHİRETE İMAN
5 konu
Âhiret günü, bu dünyanın ömrü tükendikten sonra yeniden başlayacak ve sonsuza kadar devam edecek olan zamandır. Bu zamanın başlangıcı, kıyamet dediğimiz dünya hayatının sonudur.
İnsanların yeniden dirilmeleri (haşir), hesap, sual, mîzan, sırat köprüsünden geçiş, cennet ve cehenneme giriş, bunların hepsi âhiret günü olacak, insanın başına gelecek işlerdir.
Kıyâmetin kopmasından sonra başlıyacak zamana âhiret günü dendiğine göre, âhirete îman; her şey gibi dünyanın da ömrünün biteceğine, sonra bir başka şekle gireceğine, insanların tekrar dirilip kabirlerinden kalkacağına, dünyada yaptıklarından dolayı hesaba çekileceklerine, amel defterlerinin ellerine verileceğine, sırat köprüsünden geçileceğine, iyilerin cennete, kötülerin cehenneme gireceğine inanmak demektir.
Âhiret hayatının mahiyeti duyular ötesi ve gayba ait konular olduğu için, tek bilgi kaynağı vahiydir. Kur'an'da ve sahih hadislerde ne haber verilmişse onunla yetinilir. Âhiretteki durumlar dünyadakine benzemez; aralarında sadece isim benzerliği vardır. Meselâ "İsrâfil sûra üfürecek, mîzan kurulacak" denildiği zaman, dünyadaki aletler hayal edilmemelidir. Bunların gerçek şeklini ancak Allah bilir.
İslâm dini âhiret inancına büyük önem vermiştir. Kur'an'da 100’den fazla terim veya deyim kullanılarak bu inanç pekiştirilmiştir. Kur'an, âhiret fikrini insanın düşünce ve kalbine apaçık delillerle ve örneklerle yerleştirmeyi gaye edinmiştir. Âhiret hayatından söz eden apaçık âyetler ve sahih hadisler, bu konuda şüpheye yer bırakmayan naklî delillerdir.
İnsandaki adalet duygusu, âhirete inanmayı zorunlu kılar. Bu dünyada herkes işlediği suçun cezasını tam çekmeyebilir. Âhirette ise hiçbir şey gizli kalmayacak, Allah mutlak adaleti ile kötüleri cezalandıracak, iyileri de mükâfatlandıracaktır. Kur'an iyilerle kötüleri bir tutmanın ilâhî adalete uymayacağını ortaya koyar (bk. el-Câsiye 45/21-22).
Yüce Allah insanı, iyi ile kötüyü ayırt eden ve seçen bir varlık olarak yaratmış ve sorumlu tutmuştur. İnsanın belli davranışlarından sorumlu olması, bu sorumluluğunun karşılığını göreceği bir hayatı ve yurdu gerekli kılmaktadır (bk. Sâd 38/27-28).
İnsandaki ebedîlik ve sonsuzluk duygusu yaratılıştan gelen bir özelliktir. İnsanın bu dünyada kendini gurbetteki bir yolcu gibi hissetmesi, onu ebedî hayat inancına hazır tutar. Kur'an, hayatın sadece bu dünyadan ibaret olduğunu iddia edenlerin yanıldığını ifade ederek bu gerçeği hatırlatır (bk. el-Câsiye 45/26-27).
İnsan boş yere ve amaçsız yaratılmamıştır. O, yaratılış gayesini gerçekleştirmek ve kulluk etmek için yaratılmıştır. Bu görevleri yerine getirmekle yükümlüdür ve âhirette karşılığını görecektir (bk. el-Mü'minûn 23/115-116).
Her şey'in bir ölümü olduğu gibi, dünyanın da bir ölümü vardır. Er veya geç, bir gün mutlaka bu dünyanın, yer ve göklerin düzeni bozulacak, yerde ve gökte olanlar hep ölecektir. İşte buna Kıyâmet denir.
Allah'ın emri ile İsrâfil (as) Sûr'a üfleyince yer ve gök yerinden oynayacak, herşey altüst olacaktır. Kıyâmetin zelzelesi öyle dehşet ve korku verici olacaktır ki, o gün herkes kendinden geçecek, sersemleyecek, yer yerinden oynayacaktır. Dağlar pamuk gibi atılacak, göktekiler darmadağın olacak, dünyayı ışığı ile aydınlatan güneş kararıp dökülecek, denizler kaynayıp birbirine karışacak, yerlerin altındakiler hep açığa çıkacak, kısacası, yerlerin ve göklerin düzeni tamamıyla bozulup herşey harâb olacaktır.
Kıyâmetin kopacağı, bütün dinlerin beyanları ile sâbit olduğu gibi, aklen ve ilmen dahi sâbittir. Fizikçiler ve astronomlar, kâinatın entropisinin devamlı arttığını bildiriyorlar. Hareket olan yerde, çevrenin entropisi artar. Bu artış bir maksimumdan geçer ve nihayet artış miktarı sıfır olur. İşte o anda, bütün hareket durur. Bu ise kâinatın sonu demektir.
Hz. İbrahim yolculuğu sırasında bir hayvan leşinin farklı hayvanlar tarafından parçalanarak yenildiğini gördü. Cenâb-ı Hakk'ın bu parçaları nasıl toplayıp dirilteceğini merak ederek "Ey Rabbim! Ölüleri nasıl diriltirsin? Bana göster" diye dua etti. Allah, "İnanmadın mı?" diye sorunca, "İnandım, fakat kalbim tam tatmin olsun istiyorum" dedi. Allah'ın emriyle 4 kuş aldı, onları alıştırdı, sonra kesti ve parçalarını birbirine karıştırarak ayrı dağların tepelerine koydu. Kuşları çağırdığında hepsinin canlı olarak uçup geldiğini gördü. Bu manzara karşısında kalbi heyecanla çarpmaya başladı; ölülerin dirilişi hakikatini bizzat görme nimetine nail olarak Allah'a hamd etti. Kalbi tam itmi'nan bulmuş, huzur ve vecd içinde kalmıştı. (Kaynak: Mehmed Dikmen - Peygamberler Tarihi)
Mahşer, dirilen insanların toplanacakları yerdir. İnsanlar bu meydanda sual ve cevaba çekilecek, amel defterleri verilecek, mizan ve sırat köprüsünden geçilecektir. Hesap, insanların dünyada yaptıklarını Allah'a itiraf etmeleri, sorgu ve suale çekilmeleridir. O gün el, ayak, göz gibi organlar dile gelip yapılanları ikrar edecektir.
Her insanın dünyada yaptığı iyi veya kötü işlerin yazıldığı defterdir. Kirâmen Kâtibîn melekleri tarafından tutulur. Eğer iyi ameller çoksa defter sağ elden (sevinçle), kötü ameller çoksa sol elden (pişmanlıkla) verilecektir.
Mahşerde amelleri tartmaya mahsus adalet ölçüsüdür. Allah, iyiliklerin ve günahların dengesine göre hüküm verecektir. Bâzan kulunun razı olduğu tek bir iyi amelinden dolayı çok kötülüğünü affedebilir. Peygamberimizin anlattığı, susuz bir köpeğe ayakkabısıyla su veren kişinin tüm günahlarının affedilip cennete konulması hikayesi bu ilahi rahmetin bir örneğidir.
Cehennem üzerine kurulmuş geçilmesi zor bir köprüdür. Herkes iman nuruna ve iyi amellerine göre; kimi göz açıp yumuncaya kadar, kimi şimşek veya koşan at gibi geçer. Kâfirler ve günahkârlar düşerken, müminler cezalarını çekip tekrar cennete girecektir.
Hayal edilemez nimetlerle dolu, 8 tabakaya ayrılmış ebedî bir mükâfat yeridir. En büyük nimeti Allah'ı bizzat görmek (Cemâlullah) olacaktır. Cennet ve Cehennem hakikati, insanın hazza meyilli ve elemden kaçan fıtratına cevap verir (Ali Fuad Başgil).
Cehennem, kâfirler için yaratılmış, günahkâr müminlerin de geçici kalacağı 7 tabakalı azap yeridir. Bediüzzaman'a göre kâinatın hayır ve şer tohumları, imtihan bittikten sonra Cennet ve Cehennem olarak meyve verecektir; kâinat tasfiye edilecek ve herkes hak ettiği yere sevk edilecektir.
Mahşer günü Allah'ın Peygamberimize ihsan ettiği çok büyük, suyu tatlı ve berrak bir havuzdur. Sâlih müminler bu sudan içerek mahşerin dehşetinden kaynaklanan hararetlerini gidereceklerdir.
Şefâat, günahkâr müminlerin affı ve itaatli olanların derecelerinin yükselmesi için Peygamberimizin ve büyük zatların Allah'tan niyazda bulunmasıdır. Peygamberimizin en büyük şefaat yetkisine 'Şefâat-i Uzmâ', bu makama ise 'Makam-ı Mahmûd' denir.
