Islam in QuestionsX. KÜLTÜR VE MEDENİYET

Halkın geleneksel örf ve âdetlerinin dinimizdeki yeri nedir?

Answer
Arapça “arf” mastarından türemiş olan örf, fıkıh tabiri olarak insanların çoğunluğunun benimseyip alışkanlık haline getirdiği işler ile lafızların, duyulduğunda hatıra başka anlam gelmeyecek derecede özel bir anlamda kullanılmasının teamül haline getirilmesi demektir. [452] Arapça “avd” mastarından türeyen âdet ise, tekrarlama ve tekrar sonucunda alışkanlık haline getirme anlamına gelmektedir. [453] Örf ve âdet kavramlarının farklı olduğunu iddia edenler olmakla birlikte hukuki bir kaynak olarak âdet ile örf arasında bir fark yoktur. [454] Bu sebeple Mecelle, “Âdet muhakkemdir.” maddesini, yani hükm-i şer’îyi ispat için örf ve âdet hakem kılınır...” şeklinde izah ederek bu iki terimi aynı manada kullanmıştır (md. 36). İslamiyet’te örf ve âdet, mutlak kabul veya reddedilmek yerine dinin temel esaslarına uygunluğu açısından değerlendirilmiş, bu esaslara uygun olanlar benimsenirken diğerleri reddedilmiştir. Bu bakımdan bazı örf ve âdetler İslamiyet’te hukukun da bir kaynağı kabul edilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, hılfu’l-fudûl ile ilgili olarak, “Abdullah b. Cüd’ân’ın evinde dünyalara değişmeyeceğim bir antlaşmada hazır bulunmuştum. İslam’dan sonra da böyle bir antlaşmaya çağrılsam hemen kabul ederim.” dediği bilinmektedir. [455] Her ne kadar bu rivayet, İslam’ın Cahiliye döneminden kalmış olsa da, gelenekleri mutlak olarak reddetmeyip seçime tabi tuttuğunu göstermektedir. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in İslam’dan önce de var olan birçok hukuki tasarruf karşısındaki müspet tavrı, örf ve âdet hukukunun en önemli destekleri arasında yer alır. Selem, nikâh, talak, karz vb. akid ve tasarruflar incelendiği takdirde bu tavrın bir aktarma ve taklit olmadığı, bunlarda İslam’ın inkılap hükümleri ve ebedi prensipleri çerçevesinde bir ıslahat ve seçimin söz konusu olduğu anlaşılacaktır. Onun örf ve âdetler karşısındaki tutumu ilk halifeler döneminde de devam etmiş, müçtehit imamlar devrinde bilhassa bunların yaşadığı bölgelerin âdet ve uygulamaları (amel) hukuki bir kaynak olarak telakki edilmiştir. [456] İslam dininin örf ve âdetler karşısındaki tavrı, bunların dinin genel prensiplerine uygunluğuna, ahlaki ve insani bakımdan taşıdığı değere bağlı olmuştur. İslam itikadını zedelememek, İslamî edep ve ahlak kurallarına aykırı düşmemek kaydıyla insanların yararına olan uygulamaların, davranış tarzlarının toplumda yaygınlaşarak örf ve âdet halini almasında bir mahzur görülmemiştir. Kur’an’da ve hadislerde İsrailoğullarının ve daha başka birçok eski kavmin kötülükleri âdet ve alışkanlık haline getirmeleri yüzünden perişan ve helak oldukları belirtilmekte, bu yüzden kötülüklere karşı konulması ve bunların âdet halini almasına engel olunması gerektiği üzerinde durulmaktadır. [457] Hz. Peygamber (s.a.s.), taklit krizine giren bir toplumun kendi benliğini yitirerek taklit ettiği kitlenin bir parçası durumuna düşmüş olacağını açıkça ifade etmiştir. [458] İslam’ın kendi değerler dünyasından kaynaklanarak toplumda örf ve âdet halini alan uygulamaların yaşaması için çalışmak, bunları ortadan kaldırarak yerlerine toplumun inançları, tarihî, ahlaki ve kültürel değerleriyle bağdaşmayan yabancı âdet ve gelenekleri getirmek isteyen eğilimlerle mücadele etmek hem Kur’an’da hem de hadislerde önemle üzerinde durulan “İyiliği emretme, kötülüğe engel olma” (emir bi’lma’ruf nehiy ani’l-münker) prensibinin bir gereğidir. [459]