Answer
İslam dinine göre dua için mutlaka uyulması gereken özel bir zaman ve mekân tahsis edilmiş değildir. Her yerde her zaman dua edilebilir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de:
“Akşama ulaştığınızda ve sabaha kavuştuğunuzda, gündüzün sonunda ve öğle vaktine eriştiğinizde Allah’ı tesbih edin (namaz kılın). Göklerde ve yerde hamd O’na mahsustur.” [259] buyurularak ibadet ve duanın gün içine yayılmasının önemi vurgulanmıştır. Bununla birlikte hadis-i şeriflerde ramazan gecelerinde, Arafat vakfesinde, gece vakitlerinde, ezan okunduğu ve kamet getirildiği sıralarda, farz namazların sonunda yapılan duaların kabul edileceğiyle ilgili ifadeler belirli zamanları ön plana çıkarmaktadır. [260]
Nitekim Ebû Ümâme’den (r.a.) gelen rivayette;
“Ey Allah’ın Rasûlü! Hangi dua daha makbuldür?” şeklindeki soruya Hz. Peygamber (s.a.s.), “gecenin son yarısında ve farz namazların arkasında yapılan dualar” şeklinde cevap vererek namazlardan sonra dua etmeyi teşvik etmiştir. [261]
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in namazı kıldıktan sonra zikir ve dua ettiğiyle ilgili temel kaynaklarda pek çok sahih hadis bulunmaktadır. Rivayetlerin belli başlılarını zikredelim:
Ebû Mûsa el-Eş‘arî (r.a) anlatıyor:
“Allah Rasûlü (s.a.s.) benden su istedi, abdest aldı, sonra namaz kıldı. Ardından, “Allahım! Günahımı bağışla, evime bolluk ver, rızkımı bereketlendir.” diye dua etti.” [262] İbn Ebû Şeybe’nin Musannef’inde yer alan rivayette Ebû Mûsa’nın, namaz bittikten sonra:
“Allahım! Günahımı bağışla, işimi kolaylaştır, rızkımı bereketlendir.” şeklinde dua ettiği nakledilmektedir. [263]
Yine Hz. Peygamber (s.a.s.)’in selam verip namazdan çıktıktan sonra:
“Allahım! Bildiğim ve bilmediğim tüm hayırları senden istiyorum. Bildiğim ve bilmediğim tüm şerlerden sana sığınıyorum.” diyerek dua ettiği; [264] üç kere “estağfirullah” dedikten sonra; “Allahümme ente’s-selâmü ve minke’s-selâm tebârakte ya ze’l-celâli ve’l-ikrâm (Allah’ım, selam sensin; selamet de ancak sendendir. Mübareksin. Ey celal ve ikram sahibi!)” diye dua ettiği rivayet edilmiştir. [265]
İlk dönem hadis kaynakları arasında yer alan diğer bir rivayette Hz. Peygamber (s.a.s.) namazdan çıktıktan sonra üç kere: ‘ ’ [266] (Senin Rabbin; kudret ve şeref sahibi olan Rab, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir. Peygamberlere selam olsun. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.) dediği nakledilmiştir. Bazı rivayetlerde Hz. Peygamber (s.a.s.), her namazın ardından tesbih, hamd ifadelerinin söylenmesi ve dua edilmesini tavsiye etmektedir. [267]
Hz. Peygamber (s.a.s.) Muâz b. Cebel’e (r.a.);
“Ey Muâz! Allah’a yemin olsun ki, seni severim.” Muaz da “Allah’a yemin olsun ki, ben de seni seviyorum.” dedi. Ardından Hz. Peygamber (s.a.s.), “Muâz! Sana her namazın arkasından şunları söylemeyi bırakmamanı tavsiye ederim: “Allah’ım zikrinde ve şükründe, sana güzelce ibadet etmede bana yardımcı ol!” [268] Ayrıca İbn Abbâs’ın (r.a.), Hz. Peygamber (s.a.s.) zamanında insanların farz namazdan sonra yüksek sesle tekbir getirdiğini nakletmesi de bu konuda delil olarak kullanılan rivayetlerdendir. [269]
Genel olarak zikrettiğimiz rivayetlerden hareket eden fakihler, namazdan sonra imamın cemaatle birlikte el açıp topluca dua etmesi ve Allah’ı zikretmesinin Hz. Peygamber (s.a.s.)’in bir sünneti olduğu kanaatine varmışlardır. [270] Dolayısıyla, imamla birlikte cemaatin topluca dua etmesi bid’at değildir.
